Kendirli Derneği - Ay'ın Yazısı


Kendirli Derneği KENDER
Dernek Sitemize Hoşgeldiniz
Sitemiz Güncel Haberleriyle Hizmetinizde
Dernek Sitemize Üye Olmak İçin Tıklayın

Kapat

İrfan SERDAR
BİNDİK BİR ALAMETE
      Son birkaç yüzyıldır sürüklene geldiğimiz “yanlış batılılaşma” sürecinde “Araba Sevdası” ve benzeri romanlardaki trajikomikliklere benzer davranışlara günlük yaşantımızda maalesef hala devam etmekteyiz. Batılı ülkeler sanayi devrimini yaparken (bu sanayi devrimini fazla kompleks yapmamalıyız, çünkü:sanayi devrimini sömürgelerinden elde ettikleri gelirlerle yapmışlardır. Biz tarihin hiçbir döneminde batılılar gibi sömürgecilik yapmamışızdır) bizim son iki yüz yılın bazı yöneticileri maddi ve manevi temelden yoksun, sadece şekil üzerine fuzuli işlerle uğraşmışlardır. Örneğin büyük bir sanat eseri olan Topkapı Sarayı varken, dış borç alarak Dolmabahçe sarayını yaptıran padişahlarımız olduğu gibi; mevcut dış borcu büyük oranlarda düşürüp, bugün dahi çok önemli hizmetler veren kurumları yaptıran padişahlarımızı da görmüştür son dönem tarihimiz...

Bu yazımda, günlük yaşantımızda yukarıdaki çerçevede gördüğümüz bazı ilginçlikleri kısa kısa hatırlatacağım.

-Bir lokantaya gideriz. İstediğimiz yemek birazcık gecikse oflayıp puflayarak garsonları fırçalarız. Öbür taraftan mcdonalds vb yerlerde ne idüğü belirsiz yiyecek almak için yarım saat ayakta, etrafa gülücükler dağıtarak sıranın bize gelmesini bekleriz. Orası mcdonalds’ya! orada ayakta beklenir.

-Çok da önemli olmayan bir sebepten dolayı herhangi bir ülkeye karşı, en yüksek milliyetçi duygularımızı yansıtırız. Diğer taraftan açmış olduğumuz küçük bir mahalle bakkalının adını bile o ülkenin diline uygun veririz.

-Spor kulüplerimizin başında olan yerli hocaları bir mağlubiyet aldıklarında postalarız. Ülkemize gelen yabancı sporculara ve teknik sorumlulara başarıyı yakalama konusunda sınırsız zaman veririz.

-İkinci Mahmut döneminde Frenklere özenen saray kadınlarının beyoğlu ve galata tüccarlarına olan giysi borçları neredeyse Hazine-i Hassa’yı etkileyecek duruma gelmişti. Hanımların bu savurganlıkları İkinci Abdülhamit dönemine kadar devam etmiştir. Bu ecdadın torunları olarak bizler, kapitalist piyasanın ürünü olan, babalar günü, gençler günü, orta yaşlılar günü, öğleden sonra doğanlar günü (abarttığımı sanmayın yakın bir zamanda daha ilginç günleri de icat edeceklerdir.) vesilesiyle limitsiz kredi kartlarıyla yapılan alışverişlerle saray hanımlarını aratmamaktayız.

-YU-MA-TU adlı beyaz eşya markasını uzak doğu firması zannedip gözümüzü kırpmadan alırken, sonradan bunun Yusuf, Mahmut, Tuncer’in kısaltması olduğunu anladığımızda hayal kırıklığına uğramaktayız.


Böyle absürtlükleri daha da sıralayabiliriz.

Anadolu’nun herhangi bir yerinde bir çiftçi ailesi çalışıp çabalayıp çocuklarını okutur. Üniversite için büyük şehirlere gönderir. Tarlada çalışarak kazandığı parayı çocuğuna gönderir. Okuyup adam olsun diye.. Çocuk okulu bitirir, köyüne gider. Tarlada çalışan annesini, babasını hor görür. Üniversite okumuş, büyük şehir görmüş ya...

Osmanlının son döneminde, yukarıdaki, belki de Anadolu’da istisna olarak görülecek davranış biçimini o zamanın sözde aydınları her alanda yapıp bugünlere gelmemize sebep olmuşlardır. Devlet-i Ali, Avrupa’nın iyi okullarında eğitim görsünler, oradaki bilimi, fenni görsünler diye bizimkileri oralara göndermişler. Gelmişler, bizim topluma oranın gözlüğüyle bakıp bizi onlar gibi yapıp gelişeceğimizi varsayarak bu hallere düşmemize sebep olmuşlardır. Bir Filozofun “Rakibinle aynileşerek, ona dahil olmak” tesbitine uygun aşağılık bir yöntemi şiar etmişlerdir. Bu sözde aydınlar son üç yüz yıllık tarihimizin kilit ögeleri idiler.

Maalesef ve acıdır ki, bu aydın türü üç yüz yıldır anahtarı hep ters yönde çevirmiştir....

19.05.2007 - İrfan SERDAR


           <<< ARŞİV'E GİT >>>            <<< ARŞİV'E GİT >>>            <<< ARŞİV'E GİT >>>            <<< ARŞİV'E GİT >>>
Üye Olun | Javascript | Kur'an Ziyafeti | Müzik MP3 | Misafir | Linkler | Dini MP3 | Resimler | Oyunlar | Duyurular

Ana Sayfaya DÖN